1789’a DÖNEMEMEK…

Dedim ki Davud’a, aslında, yani gerçekte beni çok enterese etmiyor Avrupa’da Romanların ya da Afrikalıların, hatta Müslümanların ezilmesi. Yani kişisel gündemim değil bu.

 

Davut kızdı bana.

“Çok dar bakıyorsun Usta,” dedi.

Tamam, esmerdir Davud’um ama yani o kadar da değil, ne Romandır ne de black. Öyle bildiğin kavruk Türk. Kimbilir kimlerin melezi …

Ben kızdım bu sefer, enterese etmiyor derken, umrumda değil demedim zaten. Dedim ki:

1789’da ne oldu?

“Fransız halkı monarşiye ve feodallere baş kaldırdı ve özgürlüğünü elde etti.”

Yanlış. Fransız halkı kiliseye ve monarşiye karşı burjuvanın önderliğini tercih etti. Burjuvazi, 1517’deki çatlamayla engizisyona karşı zaten büyük bir şans yakalamıştı, karşısında bir tek monarşi duruyordu. Halkı, yani kalabalıkları, işte şu emekçi dedikleri kişileri, onların sayısal üstünlüklerini arkasına alarak (kardeşlik dediler, eşitlik ve özgürlük dediler, gel de kapılma akıntıya) ihtilali vücuda getirdiler.

“Eee?”

Eee, ne? Yani birçok devrim gibi onu da aslında halk dediğin şey yapmadı. Burjuvalar yaptı. Tıpkı o halk dediğin şeyi şimdi ülkesinden kovmakta olan burjuvalar gibi.

“Halk yanıldı yani, öyle mi?”

Ne bileyim, Allah’ın Fransızları işte. Yahu bu 1789 için ne diyorlar, demokrasiyi getirdi diyorlar. Kardeşlik, eşitlik, özgürlük diyorlar. Aslında… Yani çok saçma değil mi bunlar? Eşitlik dediğin baştan başa anlamsız, ne idüği belirsiz bir şey. Kim kime hangi bakımlardan eşit? Şimdi senle ben eşit miyiz?

“Değil miyiz Usta?”

Değiliz tabii, ben daha yalnızım senden. Hahaha… 

Daha da özgürüm mesela… Özgürlük, tarihin en büyük yalanı değil mi? Özgür olduğu için mutlu ya da huzurlu olan birini tanıyor musun sen?

“Özgür olduğu için yalnız olan çok kişi tanıyorum.”

E heralde… Özgürlük senin benim gibi burjuvalara gerek…

“Ben burjuva değilim.”

Hahaha, nesin sen lan, proloter mi?

“Usta!..”

Of tamam, neyse.

“Kardeşlik kötü mü ki?”

En kötüsü o asıl. Kardeşlik dedikleri bildiğin faşizm oğlum.

“Oha be Usta, öldürdün yani.”

Bütün insanlar kardeştir mi dediler, hayır, bütün Fransızlar kardeştir dediler. Amerika Amerikalılarındır, Almanya Almanlarındır, Türkiye Türklerindir falan filan. Burası benim, sen git orada oyna. Sonra bir tanesi çıktı “orası da benim lan, git başka yerde oyna” dedi. Sonra başka biri “hepsi benim” dedi. Güç silahtı, para oldu. Paran ne kadar çoksa o kadar çok “benim” dedin. Sen “benim” dedikçe başka “ben”ler yersiz kaldılar, yurtsuz kaldılar. Parasız ve güçsüzler, yersiz ve yurtsuzlar oldular.

“Aynı topraklarda yaşayan insanların tek bir ulus gibi kardeşçe yaşaması kötü bir şey mi ki? Pratikteki yanılgıyı neden teoriye yüklüyorsun?..”

Ben yüklemiyorum Davudum, teoride de yanılgı var. Fransızların “fellah”ları kardeş kabul etmeleri üzerine kurulmuş teori. Bir kere onlar fellah değil Arap ve onlar Fransız da değil, Cezayirli. Nasıl kardeş olacaklarmış?

“Usta tamam da yani iyi güzel olmaz mıydı herkes kardeş olsa?”

Olmazdı. Hatta .ok gibi olurdu. O zaman biz daha da yalnız olurduk. Onlar ne kadar kardeş olursa biz o kadar yalnız.

“E olsun, yani birbilerini kesip biçmeyeceklerse varsın biz biraz daha yalnız olalım.”

Ya Davut, şapşal mısın sen! Hani herkes kardeş olacaktı, biz herkese dahil değil miyiz? Bizimle niye kardeş olmuyorlar?

“Çünkü…”

..Bırak allasen, olmazlar bizimle kardeş, çünkü onlar Fransız. Onların hepsi Fransız. Zaten ben de onlarla kardeş olmam.

“Çünkü biz hatayız…”

Hata mı… yok ya!..

“Aynen öyle Usta, biz iflah olmaz hatalarıyız toplumun.”

Biraz daha ince ruhlu olduğumuz, insanları kıramadığımız, ne kadar adi ve ahmak olsalar da onlara kötü davranamadığımız için mi hatayız?!

“Onlarla kardeş olmayı kabul etmiyorsun, kendini onlarla bir göremiyorsun, sonra onlara iyi davrandığını söylüyorsun. E bravo sana, vallahi bravo!”

Ben mi kabul etmiyorum kardeş olmayı! Sinirlendirme beni! Beni olduğum gibi kabul ettiler mi hiç? En ufak bir kusurumu hemen başıma kakmadılar mı? Her fırsatta küçük düşürmediler mi? Bin kere gülümseyerek baksam bin kere astılar suratlarını… Bok suratlılar! Kardeş mardeş olmam kimseyle ben. Onlar da olamazlar zaten. Hiçbir şeyi paylaşamıyorlar, birbilerini yiyip duracaklar hep.

“Oh ne güzel, öyle mi?”

Evet, öyle: Oh ne güzel!

Ne oldu, nereye gidiyorsun?

“Kafan şişmiş.”

Ne kafası, neresi şişmiş?

“Pencereye çarptığın yer, yumurta gibi şişmiş.”

Uff, acıyor da… Sen niye kalktın, nereye gidiyorsun?

“Sana bir kadın bulmaya.”

Kadın mı!

“Evet, evlen de kurtul bunlardan artık. Ben de yoluma giderim.”

Hahaha!

“Sinirlenme hemen, haklıyım, biliyorsun.”

1789 diyorum sana, kalabalıkların bulantısını, çıkmazını gösteriyorum, madun bunlar diyorum, konuşamazlar, yürüyemezler, başlarında birisi olmadan işeyemezler bile diyorum, sen bana kadın diyorsun.

“Evet kadın diyorum. Zoruna mı gidiyor hakikati duymak?!”

Hahaha… Fransa’da 1946, İsviçre’de 1971’de seçme hakkı verilmiş kadınlara; bizdeyse 1934. Bunu biliyor muydun?

“Yapma abi, bunu yapma artık.”

Neyi yapmayayım lan, onlara bu hakları veren adamlar şimdi çıkıp soruyorlar mı o kadınların halini! Ne istediğini bilmeyen, neden mutsuz olduğunu anlamayan, hatta mutsuz olduğunun bile farkında olmayan milyonlarca kadın… İşim gücüm yok bi de onlarla mı uğraşacağım. Zamanında uyanık davranıp itiraz etselerdi. Seçince sorumluluğu da seçeceklerini anlasalardı. Sorumluluğun mutsuzluk getireceğini zamanında farketselerdi. Hoş şimdi de farketmiyorlar ya…

“Sorumluluk alanlar ille de mutsuz olmak zorunda değiller, kendi psikolojik sorunlarını topluma maletme lütfen.”

Ulan dangalak, mutsuz olmazlarsa mutsuz ederler. Sanki ikisini de yapmıyorlar. Ha Hitler ha kadınlar, hepsi aynı hastalıklı sosyolojik ıvız zıvırlar.

“Ha diyorsun ki yani, insiyatif alan ya mutsuz olacak ya da mutsuz edecek. Ya gaddar olacak ya da yok olacak. Bu mudur yani?”

Hayır, hem mutsuz olacak hem de mutsuz edecek.

“Hangi kadınlar bunlar, bir örnek verebilir misin?”

Yok, yani kendi hayatımdan verebilirim ama öyle tanınmış olanı pek bilmiyorum. Çünkü kitlesel değil eylemleri, bireysel ya da küçük gruplar üzerinde etkililer şimdilik. E müsaadenle yani daha yüz yıllık tecrübe, hele dur baklaım, geçsin şöyle beş altı asır daha, sen o zaman seyreyle cümbüşü.

“Usta sen kadın düşmanı olmuşun, harbi harbi sıyırıyorsun artık.”

Sen de feminist mi oldun lan tırro.

“Tırro mu?”

Hahahaha

“Hahahaha… Kafan mı güzel senin ya?”

Şu şişlik inerse güzel olacaktır, kellik yakıştı di mi bana?

“He yakıştı, saç sakal da ağarmış, karizmatik görünüyorsun böyle!”

Hahahaha… Seni seviyorum lan Davut, eşrefimahluksun vesselam.

“Töbe yarabbim!…”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.