KİBİR ÇOK KÖTÜDÜR

“Anlayamıyorum” diye başlıyorsun söze, anladığını söylersen bir kötülüğe tanıklık etmekten, bir fesadın duyurucusu olmaktan, böylelikle, bir fesat yoksa da onu harekete geçirmiş olmaktan korkuyorsun çünkü. Ama vicdanının silleri yüreğini aşındırmaktan da geri durmuyor bir türlü.

Televizyonlardaki tartışma programlarında konuşulanlara bakınca Kürt meselesi, hani prensipte çözüldü ya da çözülmek üzere diyorsun. Öyle bir uzlaşma, karşılıklı birbirini anlama çabası/yarışı var sanki. Ve hemen düşünüyorsun, evet, bravo hükümete, buralara geldiysek demokratik açılımlar sayesinde, AKP sayesinde oldu diyorsun. Cezaevlerinde görüş gününde Kürtçe yasağından ötürü annelerin evlatlarıyla sadece “nasılsın” diyerek konuşabildiği 12 Eylül karanlığından “mahkemelerde Kürtçe savunma yapılsın” tartışmasına kadar gelmişiz, devlet Kürtçe yayın yapan bir televizyon bile kurmuş, diyorsun.

Öyle mi peki gerçekten de kazın ayağı? Alternatif haber kaynaklarına da bakabiliyor musun? Var elinde imkan, en kötü ihtimal internet… Ama… Hükümete yaslananlarla rejime yaslananlar olarak ikiye ayrılmış gibi görünen ama hemen her meselede olduğu gibi söz konusu Kürt meselesi olunca top yekûn ulusallaşan medyanın dışındaki haber kaynakları ya “komünist” ya da “pkkci” medya olmuyor mu? O yayınları takip edersen beynin yıkanmaz mı?..

Devlet, daha doğrusu hızla devletleşen hükümet, Kürtçe yayın yapan kanal açıp, resmi söylem dışında söylemlerle ortaya çıkan yazılı ya da görsel her türlü medya organını terör örgütü yandaşı, yardakçısı ya da sempatizanı olarak niteliyor. Kürtçe konuşulacaksa benim televizyonumda, benim istediğim konularda konuşulacak diyor. Ne komik, başörtüsü yasaklarına gösterilen tepkileri oya çevirip iktidara gelmiş olan bu hükümet, başörtüsü yasağı hakkında da aynı tavrı sergiliyor. Büyük biraderler başörtülü adaya sadece seçime kadar şov yapabilsin diye küçük bir rol veriyorlar ve hakikaten başörtülü aday isteyen, bunun için kampanya başlatanları azarlıyorlar. Ne kadar da oturuyor değil mi bu sıfat onlara: biraderler, yani ağabeylerimiz, kız kardeşlerinin büyük ağabeyleri.

3 Mayıs 1944 yılında, Osman Yüksel Serdengeçti’ye (meclise kravatsız giremezsin denince kravatını beline kuşak gibi dolayarak giren Serdengeçti’ye) hitaben

“Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek.”

diyen CHP’li Ankara valisi Nevzat Tandoğan’ın tavrıdır bu. Bu tavır sadece CHP’nin ya da Kemalist rejimin değil, muktedir olmanın getirdiği ağır sorumlulukla ezilip Hz.Ömer’i anımsamak yerine, iktidarla birlikte gelen kibrin esiri olup firavunlaşan tipik bir tanrı kompleksinin doğal sonucudur. Ama bir firavun gibi değil, gözyaşlarıyla, mağduriyetlerle gelmiştir bu hükümet başa ve uzunca bir süre de yine gözyaşları ve mağduriyet edebiyatıyla sürdürmüştür iktidarını. Halbuki tas da aynı hamam da.

Ulusal medyada esamesi bile okunmuyor fakat şu sıralar ülkenin malum bölgelerinde gayet ciddi ve “savaş tadında” operasyonlar yapılmakta. Bir yanda ateşkes yaptığı söylenen bir örgüte karşı ağır silahlarla yürütülen bir askeri harekât, öte yanda sivilleşmeye, silahsız mücadeleye yönelmiş kitlelere, kentlerde kurulan çadırlara, yapılan yürüyüşlere ve oturma eylemlerine yapılan sert polis müdahaleleri.

Ulusal medyaya bakınca neredeyse çözüldü gibi görünen Kürt meselesi, meselenin coğrafyasına bakınca eylemler, müdahaleler, gözaltılar, cinayetlere bürünmüş görünüyor. O noktada da “anlayamıyorum” demek artık bana biraz midesi genişlik gibi gelmeye başlıyor. Çünkü anlamak için ne yaparsam yapayım hayırlı bir şey çıkmıyor ortaya. Nereden bakarsam bakayım apaçık bir kışkırtma görüyorum. Gözlerimi kapatsam da görüyorum, açsam da görüyorum. Bu kışkırtma karşılık bulursa ne olacağını, bunun kime yarayacağını da düşünmek istemiyorum. Önemli olan, sayın başbakan, sizin şahsınıza da, partinize de, hükümetinize de artık zerre kadar güvenmiyorum. Ama Kürt olduğum için değil, Müslüman olduğum için güvenmiyorum.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.