TOL, HAR ve MURAT UYURKULAK

 

Öte yandan bir zamanlar (24 mayıs 2006’da) araladığım birkaç satırı da buraya ekliyorum. Ve iki romanı da halen okumayanlara şiddetle tavsiye ediyorum.

 

TOL’e DAİR KARALAMA

Türkiye’deki sosyalist düşüncenin özellikle militarist kanadının yaşadığı, sonunda sefalete varan yalnızlık buhranını mükemmele yakın derecede başarılı bir dil ve gayet başarılı bir kurguyla okuyucuya sunan Murat Uyurkulak romanı.

Tol - Roman - Metis Yayınları

 

Romanın bana göre başarısız olan tarafı içerikle ilgiliydi. Buna tematik sorunlar da diyebiliriz sanırım. Tam manasıyla bir sefalet tablosu gayet başarılı bir şekilde çizilmişken, yazar, eline geçirdiği öz eleştiri şansını görmezden gelmiş ve işi ilginç de olsa bir kahraman öyküsüne kadar vardırmış. Sefalet sözcüğünü kullanmama neden olan karakterin, yani kahramanın, önce deliliğe sırnaşması ve sonrasında da dağa çıkması vs. bana biraz politik tavrın sığlaştırılması gibi göründü. Evet, karakter çözümlemesi gayet iyiydi ama sonuçta romanın tamamına hükmeden bir politik durum da var ve bu durumun çözümlemesinden kaçınmak bir yazarın entelektüel mesuliyet duygusuyla ilgilidir kanımca. Ama sanırım Dostoyevski olmasını beklemekle hata yapıyorum Uyurkulak’ın.

Bunların yanında çok önemli bir sözü vardı romanın, daha önce hiçbir zaman bu kadar net bir şekilde dile getirilmeyen: Türkiye’de sol söylemin ancak ve ancak Kürt meselesine sahip çıkmakla süreklilik arzedebileceği savı. Romanda bu, daha çok militan kitleye yönelik bir tavsiye gibi görünüyor ilk bakışta, ancak bu savı sosyalist hareketin tamamına genelleme yaparak yorumlamak kuşkusuz abartılı olmayacaktır. Buradan Şili’ye gitmek bu kadar ütopik ve Kürt meselesini de hesaba katınca bu kadar samimiyetsiz iken, yazar, gayet mantıklı olarak parmağıyla ülkenin doğusunu gösteriyor solculara. Veya “oturup reklam metni yazabilirsiniz tabii” de diyor.

Ve, bence romanın anlatım biçimi bakımından en etkileyici ve de “eyvallah!” dedirten yeri, devlet tarafından unutulup bir köşeye atılmış tetikçi İsmail’in “hasta yatağında” Şair’e hitaben şu sözleri söylemesi:

“Bak mesela senin adamın hafızası varken korkusu vardı, sıkıntısı bunalımı vardı. Silahı değil, kalemi sıkı kullanırdı. Ama nereden akıl ettiyse sildi hafızasını, kendini sildi. Meydan okumanın allahı budur işte. Eğer öyle olmasa, beni, ülkenin en güçlü adamını bıçaklamaya nasıl cesaret edebilirdi? Ama sonunda ne oldu? Biz dimdik ayaktayız, o Gabar’da ruh gibi dolaşıyor şimdi.”

… ardından tabancayı çıkartıp kafasına sıkmasıydı.

En nihayetinde Murat Uyurkulak’ı romandaki dili ve şaşırtıcı, bazen uyutucu bazense uyarıcı kurgu şöleni için naçizane tebrik ediyor, eline yüreğine sağlık diyoruz.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.